App Store ve Google Play'e uygulama çıkarırken öğrendiklerim
İlk uygulamamı mağazaya gönderirken en çok korktuğum şey koddu. Beş uygulama sonra biliyorum ki kod işin kolay kısmıymış; asıl zaman mağaza süreçlerinde kayboluyor. İşte keşke ilk günden bilseydim dediklerim.
İnceleme süreci: iki mağaza, iki karakter
Google Play büyük ölçüde otomatik tarar; saatler içinde yayın alırsın ama sorun çıkarsa muhatap bulmak zordur. App Store'da ise gerçek bir insan uygulamayı açar, kurcalar ve gerekirse ekran görüntüsüyle ret gönderir. İlk App Store retlerimin nedenleri hep aynıydı:
- Test hesabı vermemek. İncelemeci giriş yapamazsa denemez, direkt reddeder.
- Boş durumlar. İçeriği olmayan ekranlar "eksik uygulama" izlenimi verir.
- İzin metinleri. Kamera veya konum izninin gerekçesi genel bir cümleyse döner; iznin ne için istendiğini o cümlede net yazman gerekir.
Ret bir ceza değil, ücretsiz QA raporudur. En kötü ret bile 1-2 günde çözülür; paniğe gerek yok.
Metadata kodun parçasıdır
Mağaza sayfası ayrı bir iş değil, ürünün parçası. Zamanla oturttuğum düzen şu:
- Başlıkta marka + en güçlü anahtar kelime: "Benim Sınavım: TYT AYT Hazırlık" gibi.
- İlk iki cümle her şeydir; kullanıcıların çoğu "daha fazla"ya basmaz.
- Ekran görüntüleri özellik listesi değil, hikaye anlatır: her karede tek mesaj, büyük yazı.
- Anahtar kelimeleri tahminle değil, arama önerilerinden ve rakip sayfalarından çıkararak seç.
Yayın günü kontrol listem
Her sürümden önce aynı listeyi geçiyorum:
- Sürüm notları iki dilde hazır mı?
- Yeni ekran izinleri store metinlerine yansıdı mı?
- Uygulama ilk açılışta internetsiz de ayakta kalıyor mu?
- Geri alma planı belli mi? (Sunucu tarafı değişiklikler için özellikle)
Mağazaya çıkmak maraton değil; düzenli tekrarlanan kısa bir koşu. Süreci şablona bağladığından itibaren her yayın öncekinden kolaylaşıyor.
Product Manager & mobil geliştirici. Ürün, performans ve iyi arayüzler üzerine yazıyor.